Thursday, August 29, 2024

Korku Oyunlarının Gerçek Hikayeleri: Elisa Lam ve Cecil Oteli

Uyarı: Bu makalede korku ve şiddet içerikleri bulunmaktadır.
Lütfen sadece +18 yaş okuyucular okusun.

    
Bir korku oyunu yapmak birçok oyun geliştirici için kolay olabilir, ama gerçekten ilginç ve korku uyandıran bir korku oyunu yapmak sadece az sayıda yetenekli geliştiricinin yapabileceği bir şeydir. Oyunları daha korkutucu hale getirmek ve oyuncuların dikkatini çekmek için yalnızca korkutucu bir ortam veya güçlü görseller yeterli değildir; gerçek hayattaki olaylardan ilham almak gibi unsurlara dikkat etmek de oldukça önemlidir. Korku oyunları ve filmleri sevenler için bu yapımların gerçek olaylara dayalı ya da en azından onlarla alakalı olmaları bunları daha da ilginç yapar. Ne de olsa bunlardan korksak bile, gerçek hayatta doğaüstü olayların gerçekten olabileceğini düşünmek hoşumuza gider.

The Bridge Curse 2:
The Extrication
    Şimdi ana konuya geçebilirim: The Bridge Curse 2: The Extrication (Köprünün Laneti 2: Kurtuluş) korku oyunu 9 Mayıs'ta piyasaya çıktı. Bu oyun, genellikle Tayvan yapımı bir filme dayalı olan bir oyunun devamı niteliğindedir ve gerçek hayatta meydana gelen bir olayla ilgili bir sahnesi vardır.

    Oyun, Tayvan’da hayaletlerle ilgili söylentileriyle kötü ün salmış Wen Hua Üniversitesi’nde geçiyor. Üniversitede bir film kulübü, yeni üyeler edinmek amacıyla kampüsün gizemiyle ilgili bir korku sahnesi çekmek istiyorlardı, ve bunun için kurallara aykırı olsa da geç saate kadar kampüste kalmışlar. Ancak işler ters gidiyor ve öğrenciler doğaüstü güçlerle karşı karşıya geliyorlar. Ayrıca, oyunun adından da anlayacağınız gibi, bu üniversitede çözülmesi ya da en azından etkisinden kurtulması gereken bir laneti var.

    Şimdi oyundaki, gerçek hayatta gizemli olaydan ilham alınan kısımdan bahsedeceğim: Burada, son kez bir asansörün kamerasında görülen bir kızın gizemi var. Asansörün kamera videosunda kız, tuhaf davrandıktan sonra toz olup ortadan kayboluyor. Polis yardım istemek için bu videoyu yayınlamıştı, ama 15 yıl geçmesine rağmen bu gizem hala çözülmedi. Suç ve gizemli olayları sevenlere burada anlatılanlar tanıdık gelecektir, çünkü bu Kanadalı-Çinli Elisa Lam’ın gizemli kaybolma olayıdır.

Elisa Lam

British Columbia Üniversitesi
    Bu hikaye, on yıldan uzun bir süre önce, ebeveynleri Çin'den Kanada’ya göç ettikten sonra başladı. Elisa, Kanada’da bulunan British Columbia Üniversitesi'nde hırslı bir öğrenciydi ve 2010’da moda ve giyimle ilgili fotoğraflar paylaşmak ve zihinsel hastalığıyla ilgili sıkıntılarını anlatmak için bir blog açtı.

    Elisa, “Bipolar Bozukluğu” teşhisi konmuştu: Aşırı duygu değişimleriyle karakterize edilen bu ruhsal bozukluk, kimi zaman kişinin kendini aşırı coşkun, enerjik ve kontrolsüz hissetmesine, kimi zaman da kendini üzgün, umutsuz ve bitkin hissetmesine neden olur. Elisa kendisine önerilen ilaçları almadığı zamanlar bazen halüsinasyonlar görmesine neden oluyordu. Ocak 2012’de blogunda şöyle yazdı: "Yaşıtlarıma göre zamanımı boşuna geçirdiğimden korkuyorum. Dönem başında yeniden kötüleştim ve aldığım üç dersten iki tanesi bırakmak zorunda kaldım.” Elisa, bu durumun tekrarlanmasının hayallerine ve mezuniyetine engel olacağından korkuyordu ve bu makalenin adı, romancı Chuck Palahniuk’ın bir alıntısından almıştı:

Hayatını heba ettiğin düşüncesini aklından çıkaramıyorsun.

    Blog yazmanın yanı sıra seyahat etmek ve yeni yerler görmek için de hevesliydi, bu yüzden Ocak 2013’te Kaliforniya’ya bir seyahat yapmaya karar verdi. Bu yolculuk onun için yepyeni bir deneyim olmasına rağmen tek başına trenler ve otobüslerle seyahat etti. Kaliforniya’ya varınca San Diego Hayvanat Bahçesi ziyaret etti, birçok fotoğraf çekti ve bunları sosyal medyada paylaştı. Birkaç gün sonra, 26 Ocak 2013’te Los Angeles’a gitti ve orada hiç arkadaşı ya da akrabası olmadığı için bir otelde kalmak zorunda kaldı. İşte o zaman ilk hatasını yaptı, çünkü Los Angeles’ta onca yer varken “Cecil Oteli”nde kaldı.

    Şehri bilenler ya da o oteli tanıyanlar yalnız bir turist için oranın gidilecek en son yer olduğunu bilirler, çünkü o otelde son yıllarda çok sayıda ölüm, saldırı ve gizemli koşullarda intihar vakalarına tanık olmuştu. Ayrıca bina, bir süredir ihmal edilmiş ve eskimişti; bu da onu, 25’ten fazla kişiyi öldüren Richard Ramirez ve Jack Unterweger gibi seri katiller de dahil olmak üzere, karışmak istemeyeceğiniz her türlü kötü insan için mükemmel bir yer haline getirmişti. Bir polis memuru, “Cecil’den günde 1-3 arama bekleyebilirdiniz,” diyerek durumun vahimliği özetledi. Yani o otel sadece korku belgeseller ve filmler izlemek içindir, içinde kalmak ya da içine bir adım bile atmak için değil. Maalesef Elisa bunlardan habersizdi ve muhtemelen ucuz konaklama ücretinden dolayı orayı seçti.

Seri katiller Richard Ramirez ve Jack Unterweger

    İlk başta bir oda arkadaşı vardı, ama onun tuhaf hareketleri ve davranışlarından dolayı şikayet edince iki gün sonra tek başına başka bir odaya taşındı.

    Elisa Kaliforniya’dayken ailesiyle sık sık iletişim kurar ve onları her şeyden haberdar ederdi, ama 31 Ocak 2013'te Elisa onları aramadı. Ayrıca Elisa’nın o gün otelden ayrılması gerekiyordu ama nedense ayrılmadı. Bir şeyler ters gitmiş olabileceğinden korkup polise ihbarda bulundular ve Kaliforniya’ya uçakla gittiler. Polis her yerde onu aradı ama ona dair bir iz bile bulamadılar. Otelin yöneticisi Elisa’yı en son gördüğünde, onun çok dostça, mutlu, enerji dolu ve şüphe uyandıran hiçbir davranış göstermediğini söyledi. 13 Şubat’ta polis bir şeyler bulamayınca birilerinden bilgi almak umuduyla Elisa’nın en son göründüğü videoyu yayınladı.

Elisa en son burada göründü

    Video bir asansör kamerasına aitti ve görülen en gizemli videolardan biri haline geldi. Videoda Elisa asansöre giriyor ve istediği katın düğmesinin yanısıra birkaç düğme daha basıyor sonra asansörün kapanmasını bekliyor, ama nedense asansör kapanmıyor. Elisa düğmeye tekrar basmak yerine asansörün dışına çıkıyor, sağa sola bakıyor sonra tekrar içeri geri çekiliyor; sanki birileri onu takip ediyormuş ya da birilerinden saklanıyormuş gibi tekrar köşede duruyor, ama kamerada hiçbir şey görünmüyor. Birkaç saniye sonra kendini toparlıyor ve dışarı çıkıyor, etrafı tuhaf bir şekilde kontrol ediyor. Sonra sanki birileriyle konuşuyormuş gibi dışarıda duruyor ve ellerini biraz hareket ettiriyor, ardından tekrar asansöre giriyor ve ne yapacağını bilmiyormuş gibi tüm düğmelere basıyor. Elisa rahatsız oluyor ve umutsuz bir şekilde asansörü harekete geçirmek istediği belli, ama nedense olmuyor. Daha sonra Elisa sanki bir şeyler tutmak istiyormuş gibi asansörün dışında ellerini havada hareket ettiriyor. Ardından Elisa bir daha görünmemek üzere kayboluyor. Tam da o sırada asansör son derece tuhaf bir şekilde bir kapanıyor bir açılıyor.

    Polis aramayı sürdürdü, her türlü yolu denedi ve herkese sordu, ama bir nafile. Elisa toz olup kaybolmuşçasına izinş bulamıyorlar!

    Birkaç gün sonra otelde kalanlar yönetime suyun basıncının düşük olmasından, ve suyun rengi tuhaf ve tadı çok kötü olmasından şikayet ettiler. 19 Şubat’ta otelin bakım ve onarım görevlisi durumu kontrol etmek için çatıdaki su depolarını kontrol etmeye gitti ama basit bir su arızasından çok daha tüyler ürpertici bir şey buldu: Elisa’nın cesedi su deposunun içinde ve yüzü yukarı bakıyordu. Görevli hemen polisi aradı ve depo kesilip ceset çıkarıldı.

Cesedi su deposunda bulundu

    Elisa’nın nasıl ve neden orada öldüğünü kimse bilmiyor, ama bunun hakkında bazı teoriler var: Elisa, çatıya iç merdivenlerden çatıya çıkamazdı çünkü o kapıda sadece otel görevlilerinin kapatabileceği bir alarm sistemi vardı. O zaman (itfaiye) dış merdivenlerden çıkmış olmalı (muhtemelen o yüzden polis köpekleri kokunu takip etmekte zorlandı). Sonra çatıda bir merdiven kullanarak deponun kapağına çıkmış olmalı. Ama neden? Kimisi birilerinden kaçmaya çalışırken depoya girdiğini, kimisi birilerinin onu oraya attığını, kimisi de uyuşturucu kullandığı ve bu yüzden bilincini kaybettiğini öne sürüyor. Ancak otopsinin sonucunda Elisa’nın hiçbir fiziksel şiddete maruz kalmadığını gösteriyor ve kanında sadece doktorun önerdiği, zihin hastalığı için aldığı ilaçlar bulundu. En mantıklı teori, Elisa’nın bipolar bozukluğuyla ilgilidir: Uzmanların tahminine göre o gün Elisa yine ilaçlarını gerektiği gibi almadığı için halüsinasyonlar gördü ve tuhaf davrandı. Yani o gün, Elisa varolmayan birilerinin onu kovaladığını düşünerek onlardan kaçmaya çalışırken yanlışlıkla deponun içine düşmüş olmalı. Muhtemelen bu yüzden kamerada bir şey görünmedi.

    Teoriler burada da bitmiyor, çünkü videonun polise verilmeden önce kesildiğini iddia edenler vardır, ve videodaki süreyi gösteren rakamlar bazen bulanık çıkıyor, bazen tam vakti görstermiyor, bazen de küçük atlamalar yapıyormuş gibi bir iki saniye atlıyordu. Hiçbir şeye dair kanıtımız olmadığı için bu teori uçuk olsa da mümkündür.

    Bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu gerçekten trajik bir kaza mı yoksa birileri onu öldürdü mü?

Wednesday, August 28, 2024

660 tonluk çelik topu bir gökdeleni depremden nasıl kurtardı?

Tayvan'da bulunan Taipei 101 gökdeleni

    
Taipei 101, Tayvan’ın başkenti Taipei'de bulunan ve dünyanın en yüksek binalarından biri olan bir gökdelen. Bu devasa yapı, sadece estetik görünümü ve modern mimarisiyle değil, aynı zamanda mühendislik harikası özellikleriyle de dikkat çekiyor. Özellikle depremler ve güçlü rüzgarlara karşı tasarlanan Tuned Mass Damper (Ayarlı Kütle Sönümleyici) sistemi, Taipei 101’in en dikkat çeken özelliklerinden biri.

Ayarlı Kütle Sönümleyici Nedir?

Ayarlı Kütle Sönümleyici

    Bir gökdelenin üst katları, özellikle güçlü rüzgarlar ve depremler sırasında birkaç metre sallanabilir. Bu durumda, içerideki insanlarda (baş dönme ve mide bulantısı gibi belirtileri olan) hareket hastalığına yakalabilirler ve hatta binanın yapısal bütünlüğünü tehlikeye atabilir. İşte bu noktada, ayarlı kütle sönümleyicisi devreye girer. Bu sistem, binanın tepesine yakın yerleştirilen ağır kütlelerin, binanın sallanma hareketine zıt yönde hareket ederek sarsıntıyı azaltır ve yapının stabilitesini korur.


Sönümleyicisi olmayan ile sönümleyicisi
olan yapılsrın arasındaki fark

Taipei 101’in Ayarlı Kütle Sönümleyicisi

    Taipei 101’de kullanılan ayarlı kütle sönümleyicisi, dünyanın en büyük ve en ağır sönümleyici olarak biliniyor. 5.5 metre çapında ve 660 metrik ton ağırlığındaki bu dev çelik topu, kulenin üst katlarında 8 sağlam kabloyla asılı ve 88. ile 92. katlar arasında görülebilir. Bu sönümleyici, herhangi bir dış enerji kaynağına gerek duymadan yapının doğal sallanma şiddetinden faydalanarak hareket eder ve yapının sallama şiddeti azaltır.

Ayarlı Kütle Sönümleyici binanın
tepesine yakın yerleştirildi.

   Deprem esnasında sönümleyici, her yöne 1,5 metre kadar hareket ederek binanın sallanmasını 30% ila 40% derecede azaltabilir. Öyle ki, normalde bir deprem sırasında sırasında yüksek binalar tahliye edilirken, Taipei 101'deki ziyaretçiler aşağıdaki videoda göreceğiniz gibi bu muazzam çelik topun nasıl salladığını izleyerek vakit geçirdiler. Bu sayede Taipei 101, büyük bir fay hattının sadece 200 metre uzağında olmasına ve 2016'da 6,4 büyüklüğündeki Tainan depremine rağmen, bina herhangi yapısal bir hasar olmadan güvenle ayakta kalmayı başardı.

6.8 büyüklüğündeki bir depremin sırasında

Güvenliğin Bedeli

    Bu eşsiz mühendislik çözümü, yaklaşık 4 milyon dolara mal olmuştur, ancak Taipei 101’in güvenliği ve dayanıklılığı düşünüldüğünde bu masrafın her kuruşuna hakkettiği aşikârdır. Ayarlı kütle sönümleyicisi, Taipei 101’in sadece görkemli bir yapı olmasının ötesinde, aynı zamanda güvenliğin ve mühendislik inovasyonunun bir simgesi olduğunu gösteriyor. 

Taipei 101’de Başka Neler Var?

    Taipei 101, yalnızca sönümleyicisiyle değil, aynı zamanda hızlı ve konforlu asansörleriyle de ünlüdür. Normal asansörlerde 84 saniye sürerken, Taipei 101'deki asansörler 5. kattan 89. kata kadar 37 saniyede çıkarak hem ziyaretçilere şehrin muhteşem manzaralarını izleme fırsatı sunuyor hem de gökdelenin iç yapısını daha yakından görme imkânı sağlar.

    Taipei 101, hem mühendislik tutkunları hem de turistleri kendine çeken bir yapı olarak, güvenliği ve estetiği bir arada tutuyor. Gökdelenin benzersiz özelliklerini ve mühendislik harikasını keşfetmek için Tayvan'a gittiğinizde mutlaka Taipei 101’i ziyaret edin.

Tuesday, August 20, 2024

$1 milyonluk varsayımlı portföyleri: Seçkin İsviçre okulunda zengin ailelerin çocukları para hakkında nasıl eğitim alıyorlar?

  • “Faiz oranları, enflasyonu, hisse yatırım portföyleri herkes bilmel, ama kimse bunları öğretmiyor,” dedi İsviçre'deki seçkin yatılı okul Institut auf dem Rosenberg'in başkanı Bernhard Gademann.

  • Öğrencileri varsayımsal $1 milyon portföyleri yönetiyor ve seçtikleri yatırımları deneme kurulu değerlendiriyor.

  • Araştırmalara göre lisede finansal eğitim dersi almak fayda sağlıyor.


Institut auf dem Rosenberg, St. Gallen, İsviçre’de bulunan yatılı bir özel okul.


    Öğrenci başına yılda $160,000 aşan ücretiyle, İsviçre’deki St. Gallen’de bulunan Institut auf dem Rosenberg dünyanın en pahalı yatılı okullarından biri olabilir. Bu yüzden, öğrencilerin para hakkında eğitim almaları gayet doğal.

    Ancak temel bütçe ve kredi yönetme metotlara odaklanmaktansa, İsviçre derneğinin finans dersleri servet kazanma, hayırseverliği, aile işyerleri ve veraset yönetmeyi de kapsıyor.

    “Gelecek liderleri eğitmek bize bu ders kavramlarında öncü olmanın mutluluğu verir,” okulun başkanı Bernhard Gademann dedi. “Herkes faiz oranları, enflasyonu, hisse yatırım portföyleri bilmeli, ama kimse bunları öğretmiyor.”

    Servet kazanma ve finansı kapsayan en popüler derslerin birinde öğrenciler varsayımlı (gerçekte var olmayan) $1 milyon dolarlık portföyler yönetiyor ve seçtikleri yatırımları aile ofisinin deneme kuruluna sunuyorlar - zengin aileler yatırımlarını yönetmek için kurdukları özel şirketler.

    Derslerde 12-18 yaşlarındaki öğrenciler, varlık sınıfları, risk ve ödül karşılaştırması ve birleşik getirinin gücü öğreniyorlar.

    Gademann’a göre bu konular “akademik olmadıkları” düşünüldüğü için geleneksel öğretim programlarının dışında tutulur. Oysa burada öğretilenler matematik, biyoloji ve diğer derslerde de uygulanabilir.


Bernhard Gademann, öğrencilerle sınıftayken


    “Dinamikleri, sonuçları ve bunlar neden bağlantılı olduklarını anlamak gerçekten önemlidir, çünkü bunlar günlük hayatınızın her alanını etkiliyorlar,” dedi Gademann. “Tüm bunlar birbirine bağlıdırlar, ve servet kazanmayı görmezlikten gelmemeli.”

    “Bu bilgiler ve eğitimi (öğrencilere) öğretmezsek onlardan başarılı olmanın fırsatı gerçekten çalmış oluruz,” diye ekledi.

Finans eğitimin ömür boyu süren menfaati

    Çoğu öğrenci böyle dersleri alamazken, ABD’de finansal eğitim vermeye girişen liselerin sayısı artıyor.

    Orta ve lise öğrencilerine finans eğitimi vermeye odaklanan ve kar amacı gütmeyen “Next Gen Personal Finans” (Sonraki Neslin Kişisel Finans) derneğinin topladığı son bilgilere göre, 2024’ten itibaren tüm eyaletlerdeki liselerin yarısından fazla öğrencilerinden mezun olmadan önce kişisel bir finans ders almalarını zorunlu kılıyor ya da bunu zorunlu kılmanın sürecindedirler.

    Yapılan araştırmalara göre lisede finans dersi almak işe yarıyor.

    Aslında, “Tyton Partners” ve “Next Gen Personal Finans” tarafından yönetilen bir danışma firmaya göre, bir dönemde bir kişisel finans dersi tamamlamak her bir öğrenciye aşağı yukarı $100.000 ömür boyu fayda sağladığını gösteriyor.

“Next Gen”in kurucu ortağı, icra kurulu başkanı, ve aynı zamanda “CNBC Global Financial Wellness Advisory Board” (CNBC Küresel Finansal Refah Danışma Kurulu)un üyesi olan Tim Ranzetta’ya göre bu finansal değerin büyük bir kısmı yüksek faizli kredi kartı borcundan kaçınmayı öğrenmekten ve sigorta, otomobil kredileri ve konut ipotekleri gibi önemli harcamaları için tercihli borçlanma oranlarını güvenli bir şekilde almak için daha iyi kredi notlarından yararlanmaktan gelir.

Ancak, öğrenciler genellikle en çok yatırımla ilgileniyorlar. “Söz konu servet kazanmak ve bir milyoner olmak olunca öğrenciler kıpır kıpır olurlar,”  Next Gen'ın eğitimsel ulaşım dikrektörü Yanely Espinal dedi.

Bundan dolayı öğretmenler ve okullar bu derslere öncelik vermeye başladılar, çünkü kişisel finans derslerde öğrencilerden en çok katılımı alan konular bunlardır, dedi Espinal. “Onları en çok ilgilendikleri yerden yakalamalısın.”


Bu makalede bir mülakat videosu da var.

Videoda kişisel finans eğitimi veren bir lise öğretmeniyle yapıldı: Lisede dünyanın dört bir yanından 20 dilden farklı dil konuşan 200 öğrenci var, ve bir öğretmen hepsine kişisel finans desri vermek için kendini adadı.

Öğretmen öğrencilerden bir ayda bir apartman, yatak, ve mobilya gibi varsayımlı ürünleri almaları için paralarını yönetmelerini istiyor ve sonuca göre performanslarını değerlendiriyor. Öğretmen bu dersin yararları her gün gördüğünü söylüyor: Öğrenciler derste aktif, öğrendikleri evlerinde ve özel hayatlarında uygulayarak daha iyi finansal kararlar verdikleri söylüyor. Ayrıca Montana Eyalet Üniversitesi'nden profesör Carly Urban bu ders sayesinde öğrencilerin puanları yükseliyor, suç işleme oranları azalıyor, ve kredi kartlara bağımlılıklarını da azaldığını vurguluyor. Hatta bir öğrenci bu dersi aldıktan sonra yatırım yapmaya başladığını söylüyor.

“Hayatının her alanında uygulayabileceğin birkaç derslerden biridir,” dedi başka bir öğrenci.


CNBC Küresel Finansal Refah Danışma Kurulu’nun üyesi olan Espinal: “Yatırım yapmayı öğretirken uzun vadeye odaklanmalısınız,” tavsiyesinde bulundu. Bütçeleme, bankacılık, üniversite ödemeleri, vergiler, kredi yönetimi ve para psikolojisi aynı derecede önemli olduğunu da söyledi.

“Finansal eğitimi TikTok’a bırakmayalım,” dedi. “Resmi bir eğitimi vermekle ilgili ciddi olmalıyız.”

Birçok araştırma da finansal eğitim ile finansal huzur (ikide bir para sıkıntısı çekmemek) arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

Christiana Stoddard ve Carly Urban tarafından Ulusal Finansal Vakfı için hazırlanan 2018 raporuna göre genç yaşlardan itibaren kişisel finans dersleri alamaya zorunda kalan öğrenciler, üniversite masraflarını karşılamak için daha düşük maliyetli krediler ve burslardan yararlanmalarının olasılığı daha yüksekken, özel kredilere veya yüksek faizli kredi kartlarına başvurma olasılığı daha düşük olduğunu gösteriyor.

Dahası, finansal eğitimi teşvik etmeyi amaçlayan “Financial Industry Regulatory Authority’s Investor Education Foundation” (Finans Endüstrisi Düzenleme Kurumu’nun Yatırımcı Eğitim Vakfı) tarafından 2016’da elde edilen bilgilere göre, finansal eğitim dersi alan öğrenciler, genç yetişkinlik dönemlerinde daha iyi ortalama kredi notlarına ve daha düşük borç temerrüt oranlarına sahip olduklarını gösteriyor.

Ayrıca, “Brookings Institution” (Brookings Kurumu) tarafından 2018’de yapılan bir araştırmaya göre genç finansal eğitimi, 25 yaşında varlık birikimi ve net varlığına olumlu bir şekilde bağlantılıdır.

Daha yüksek finansal eğitime sahip olan yetişkinler yaşıtlarına göre tipik bir ayda geçimlerini sağlamakta daha az zorlanmakta, kredi ödemelerini tam ve zamanında yapma olasılıkları daha yüksek ve borçla sınırlı kalma veya finansal açıdan kırılgan olmalarının olasılıkları daha düşük olmaktadırlar.

Ayrıca, 2017’den bu yanna, TIAA Institute-GFLEC Kişisel Finans Endeksi tarafından yıllık olarak yapılan araştırmalara dayanan verilere göre, daha yüksek fianasal eğitimi alan kişiler emeklilik için tasarruf etme ve plan yapma olasılıkları da daha yüksektir.

Bu arada, ABD’de okullarda kişisel finans dersler ün kazanmaya devam ediyor.

Ayrıca, Next Gen’in yasa takip sistemine göre, 20 eyalette karara bağlanmamış 50 adet daha kişisel finans eğitimi yasa tasarısı da vardır.


Çevirmenin Yorumu:

Bir süre önce Faruk Toktamış tarafından yazılan “Bir Öğretmenin Anıları” kitabı okumuştum, ve bu makale eğitim kısmı tam da kitapta geçen iki alıntıyla örtüştüğünü fark ettim:

  1. Öğretimini tamamlayan, fen derslerinde de çok başarılı olmuş nice öğrencilerimizin ampul değiştirmekteki şaşkınlıkları, tüpgaz dedantörlerini yerine takmaktaki acemilikleri veya bir sigorta telini değiştirmekteki beceriksizlikleri düşünüldüğünde, öğretimin ne denli eksik kaldığı ve eğitimin ise tamamlanamamış olduğu açıkça görülmektedir.
  2. (ABD’ye gittiğimde) bizim ortaöğretim sistemimizde belli bir sınıfta yıl sonunda sadece bir dersten başarısız olunması halinde tüm yılın kaybedileceğini, geri kalan on iki dersin bir sonraki yıl tekrar edilmesi gerektiğini söylediğimde herkes şaşırıp kalmıştı. Hele aynı durumun ertesi yıl da oluşması halinde, öğrenciye belge verileceğini ve okulla ilişkisinin kesileceğini, eğitim hayatının orada sona ereceğini anlattığımda ağızları hayretten açık kalmıştı.

Ben üniversiteden mezun olduktan sonra yaklaşık iki yıldır işsiz kaldım, ardından asgari ücretin altında bir fabrikada bir yıl çalıştım. Lisedeyken bunca ders, ezber ve sınav yapıyorduk, ama üniversiteye gittiğimizde bunların birçoğunun aslında gerekli olmadığını fark ettim. Oysa İsviçre'deki okullarda olduğu gibi finansla ilgili dersler almış olsaydım, en azından üniveristedeyken part-time çalışarak hem para kazanıp onları değerlendirebilir hem de iş tecrübesi kazanabilirdim. Oysa John D. Rockefeller, ABD’nin en zengin adamlarından biri olmasına rağmen, bazı zengin ailelerin yaptığı gibi çocuklarını altın kaşıkla beslememişti. Tam aksine, onların harçlığı bazı işleri yapmanın karşılığında maaş olarak verirdi, sonra paranın bu kadarını kumbaraya koymaları, bu kadarını yatırım yapmaları ve bu kadarını da harcamaları için eğitirdi. Sonuç olarak, çocuklarının her biri başarılı devlet adam ve iş insanları oldular.

Geçmişe dönüp olanları değiştiremeyiz, ancak bugünün nesline "Keşke bilseydim" dediğimiz şeyleri öğreterek daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz. Değişim kendimizden başlar. Çocuklarımıza yararlı bilgiler öğretmek ve onlara sağlıklı alışkanlıklar kazandırmak dileğiyle.

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Lütfen yorumlarda ne düşündüğünüzü yazın.

Wednesday, August 14, 2024

Eski Piramitlerde Suyun Gücü: Zoser Piramidinin Sırrı Çözülüyor Mu?

Ağır kayaları kaldıracak kaldıraç
yokken bu yapıları nasıl inşa edilmiş?
    Mısırlı piramitlerin inşaatı hala tarihin en büyük gizemlerinden biridir. Birçok araştırma vinçler, rampalar, mandallı kaldırıcılar, döner sistemler, asansörler ve bu metotların kombinasyonları incelemiştir. Bu metotlar genellikle Orta ve Yeni Krallıkta (M.Ö. 1980-1075) inşa edilen daha küçük piramitlere odaklıdır, ancak eski Krallıkta (M.Ö. 2675-2130) inşa edilen çok daha büyük piramitlerle bu metotlar yetersiz kalıyor.

On yıllar süren araştırmalara rağmen, eski Mısırlıların her biri 2,5 metrik tondan fazla ağırlığa sahip milyonlarca devasa kireçtaşı bloğundan yapılmış piramitleri nasıl inşa ettiklerine dair yaygın olarak kabul edilen bir açıklama yoktur. Ancak yeni bir araştırma büyük tartışmaya neden olan bir teori ortaya attı: Mısır’ın ilk ana piramidi olan Zoser Piramidinin hidrolik kaldırma sistemiyle inşaat edilmiş olabileceğini söylüyor.

Mısır'ın en eski piramit olan Zoser Piramidi, bir araştırmaya göre,
hidrolik kaldıraç teknolojisiyle inşa edilmiş olabilir.

Zoser Piramidi: Yeniliğin Anıtı

4,500 yıllık olan Zoser Piramidi Mısırlılarınn mimarisinde önemli bir dönüm noktası olarak dikkate alınıyor. M.Ö. 2680 civarında, Üçüncü Hanedan’a ait Firavun Zoser için yapılmış bir cenaze kompleksi olarak inşaat edilen piramit, daha önce kerpiçten yapılmış olan anıtların aksine kireç taşından yapılan ilk anıttır. Kendi zamanın en uzun yapısı olan piramit 62 metre uzunluğuna sahip ve her biri 300 kg ağırlığa sahip olan milyonlarca kireç taşlardan oluşuyor. Bu piramidin tasarımı Dördüncü, Beşinci, ve Altıncı Hanedan’lara inşa edilen daha büyük ve daha ünlü piramitlere ilham kaynağı olmuş.

Yeni Teori: Hidrolik Kaldıracın Varsayımı

Yeni bir araştırma, çoğunlukla rampalar, vinçler ve insan gücüne odaklanan önceki  teorilerin aksine, Zoser Piramidi bir hidrolik sistemiyle inşaat edilmiş olabileceğini ortaya atıyor. Şimdi araştırmacılar, eski Mısırlılar kayaları taşıyan şamandırayı yukarı kaldırmak ve indirmek için suyu kullanmış olabilecekleri farz ediyorlar, bu da inşaat süreci önceki teorilerden daha kolay hale getirir.

Zoser Piramitteki dikey boşluk
    Araştırmaya göre, piramidin ortasında kuyu gibi duran uzun ve dikey bir boşluk var. Sakkara platonun güneyinden eski akarsularla gelen suların Zoser Piramidi çevreleyen derin su hendekleri ve tünellerden oluşan bir ağa yönlendirerek bu sulardan yararlanarak hidrolik bir sistem kurabilirlerdi. Su, 650 metre uzunluk ve 350 metre genişliğe sahip ve kireç taşından yapılmış büyük bir dikdörtgen yapı olan Gisr el-Mudir’de depolanabilir ve ayarlanabilirdi. Daha önce bir kale, sığır için bir alan, ya da bir kutlama alanı olarak kullanılmış yapının bir kontrol barajı olarak da kullanılabilir. Ayrıca, akarsular ve tüneller suyla birlikte gelen çamurla tıkanmaması için sular bu yapıda filtre de edilebilir.    Piramitteki boşluk tam da piramidin merkezinin yakınında ve tabanında bir tıpa bulanan bir granit kutunun bulunduğu yerde başlar. Yaygın olarak bu kutunun firavun Zoser’in mezar hücresi olduğunu varsayıldığı halde, araştırmacılar bu kutu suyunun akışı ihtiyaca göre kontrol altına alarak hidrolik sistemi çalıştırmak için yapılmış olabileceğini düşünülüyor. Bu boşluk aynı zamanda piramidin dışında bulunan başka bir dikey boşluğa uzanan 200 metrelik bir yeraltı tüneline bağlı. Araştırmaya göre, dışarıdaki boşluk Zoser Piramidi ve etraftaki yapıları çevreleyen ve İngilizce’de “Dry Moat” (Kuru Hendek) olarak adlandırılan büyük bir su kanalından temin edilen bir su taşıma bölümüne bağlı olabileceğini vurguluyor. Kanalın bir bölümünde araştırmacılar su arıtma tesisinin teknik ihtiyaçlarını karşılar gibi görünen, derin hendekteki bölmelerinde anıtsal ve doğrusal kaya oyma yapısı buldular. Yerleşim havuzu, tutulma havuzu ve arıtma sistemi içeren bu tasarım, modern su tesislerinde hala yaygın olarak kullanılmaktadır. Gisr el-Mudir ve Kuru Hendek’in iç güney bölümü suyun kalitesi artıran ve akışı pratik amaçlar ve ihtiyaca göre düzenleyen bir birleşik hidrolik sistemi olarak çalıştıklarını söyleniyor.

Zoser Piramidi bulunduğu alan morla işaret edilmiş.
Su Gisr El-Mudir'den piramidin işaat alanına geliyor.

Üstteki resim piramidin tünnellerle bağlantıları gösteriyor.
Alttaki resim ise hidrolik kaldıraç sistemin çalışma prensibi gösteriyor.
Aralarındaki benzerliği fark ettiniz mi?

Eski Hidrolik Bilimi: O Zamanı Aşıyor Mu?

Bu araştırma, günümüzde kuru bir alan olan Sahara Çölü'nün, binlerce yıl önce daha düzenli yağışlar yaşadığını ve bu nedenle geniş bir savanayı andırdığını gösteren paleoklimatoloji ve arkeoloji bulgularına dayanır. Bu eski çevresel koşulların, bir hidrolik kaldırma sistemini destekleyecek nitelikte olduğunu öne sürmektedir. Bu teori doğru çıkarsa, bu eski Mısırlıların hidrolik biliminde düşünüldüğünden daha gelişmiş olduklarını gösteriyor.

Ancak bundan şüphelenenler vardır. Sahara’nın yeşillik dönemi muhtemelen 3000 M.Ö. başlarında sona ermiş, bu yüzden hidrolik sistemleri çalıştıracak kadar yeterli su bulunduğundan kuşkulananlar var. Dahası, araştırmacılar ani seller piramitlerin inşaatı için yeterli su sağladığını söyleseler de bazı bilim adamlar böyle bir hidrolik sistemine dair kesin bir delil yoktur diye ikna olmadıklarını ifade ettiler.

Ayrıca, Zoser Piramitteki iç boşluk Giza Büyük Piramdi gibi daha sonra inşa edilen piramitlerde havalandırmak, aydınlatma, içerdeki basıncı çıkartmak için; törenler için astronomik hizalama, ya da ahiret inancına yönelik bir manevi önemi için yapılmış da olabilir. Ancak ilk büyük anıt sayılan Zoser Piramidi önce yüzeyi geniş düz bir mezar olarak başladığı sonra üst inşa edildiğini bir deneysel yapıydı olduğunu düşünülüyor, bu yüzden iç özelliklerinin gerçek amacı ne olduğunu bilinmiyor.

Tartışma Sürüyor: Daha Fazla Araştırma Lazım

Bu piramidin inşaatında suyun oynadığı rolü ile ilgili ilk tartışma değil. Mayıs ayında yayınlanan bir araştırmaya göre Nil Nehrinin kurumuş bir kolu bulunmuş,ve büyük nehrin büyük kireç taşları piramitlerin inşaat alanına taşınmasının sağladığını varsayıldı. Dahası, başka alanlarda eski Mısırlıların hidrolik aletleri kullandıklarına dair deliller var.

Sonuç: 

Ne zaman böyle bir şey okusam hemen aklıma çok sevdiğim bir hocanın sözü gelir:

“Gördüğüm öğrencilerin çoğu tarih dersi sevmiyor, nedeni sorduğumda: “Tarih savaşlarla dolu ve çok ezber var,” diyorlar. Halbuki tarih çok zevkli bir ders olmalıydı: Sultan Fatih’in gibi büyük adamların zaferlerinden ilham alırken, geçmişte varolan felaketler ve hatalardan dersler çıkararak daha iyi bir gelecek kurabiliriz. Bu da eğitim sisteminin eksiklikleri vurguluyor.”

Mikrobu ilk bulan Pasteur değil, Mehmed Şemseddin’dir olduğunu kaç kişi biliyor? Newton’dan 700 yıl önce yerçekimi, ve Galileo’dan 600 yıl gezegenlerin Güneş’in etrafında döndüğünü El-Biruni bulduğunu da kaç kişi bilir? Neden bunlar tarih dersinde öğretilmiyor?

Bazen düşünmeden edemiyorum: Bizden öncekilerin bilgilerinden faydalanarak çalışmalar yapsak ne kadar ilerleyebiliriz?

Tarih okuyan, ondan ilham alan ve ders çıkaran insanlardan olalım.

"Tarih çok büyük bir erken uyarı sistemidir." Norman Cousins

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Lütfen yorumlarda ne düşündüğünüzü yazın.


Kaynak:

Sunday, August 11, 2024

1931 Kuzey Kutup Yolculuğu: Denizaltıda Terslik

     Ağustos 1931’de Nautilus denizaltının azimli kaşif grubu Kuzey Kutbu'nun büyük sırlarını açığa çıkarmak için denize açıldılar. Kutbun merkezine ulaşmakla kalmayıp, aynı zamanda buzulların altındaki gizemleri keşfetmek için zor şartlar ve dondurucu hava derecelerine rağmen binlerce kilometre kat etmek için yola çıktılar. Ancak günler haftalara dönüştükçe bu keşif yolculuğu kötü bir şekilde sonuçlanacaktı.

Nautilus'un ekibi Kuzey Kutupta
    Yüzyıllar boyunca kaşifler “Dünyanın Zirvesi” dedikleri Kuzey Kutbu'nun merkezine ulaşmak için seferler düzenlediler. İlk başta dondurucu hava dereceleri ve sert deniz buzulları gemilerle üstesinden gelmeye çalıştılar, ama gemiler genellikle buzullarda mahsur kalarak kaşifleri umutsuz bir durumda bırakırdı. Sonra köpek kızakları ve yürümeyi bile denediler, ama bu seferler yüzlerce kaşif can vererek trajik bir şekilde sonuçlandı. İlk başarılı sefer 1926’da gerçekleşti, ama o hiç yere değmeden hava gemisiyle yapıldı. Bugün bile zor hava durumları, sert çevresi ve denizde sürekli hareket eden buzulların nedeniyle Arktik denizin tabanı ve barındırdığı ekosistemler gizemlerini hala koruyorlar.
Gemiler buzullarda mahsur kaldı

Kaşifler köpek kızakları ve yürümeyi de denediler
    Başarılı bir kaşif olan Hubert Wilkins, bu yolculuğu başarıyla tamamlamak için bir fikri vardı: Kuzey Kutbu, Güney Kutbun aksine bir kara parçası üzerinde değil, buzullarla kaplı bir denizin ortasında yer alıyordu. Bu yüzden Wilkins, bu yolculuk için en iyi araç bir denizaltı olduğunu düşünüyordu. Bu fikir Wilkins balayını geçirmek için Lincoln Ellsworth’ın İsviçre Kalesi’nde kalırken buldu. Adamların ikisi Kuzey Kutbu daha önce geçmişler (Wilkins bir uçakla, Ellsworth ise bir hava gemisiyle), ve ikisi denizaltının fikri sevdiler.
Hubert Wilkins

Lincoln Ellsworth
       Wilkins, yazda yola çıkmayı planlıyordu: Denizaltıyla ABD’den İngiltere’ye, İngiltere’den Norveç’e, oradan da 6 hafta buzun altında zikzak bir şekilde ilerleyerek kutbun merkezine ulaştıktan sonra uygun bir yerde delik açıp denizaltından buzulların üstüne çıkacak, son olarak da yolculuğu Alaska’da bitirmeyi planlıyordu.

Wilkins bu yolculuğu gerçekleştirmek için tüm harçlıklarını verdi, gece gündüz yılmadan konuşmalar yaptı ve “UNDER THE NORTH POLE: The Wilkins - Ellsworth Submarine Expedition” (Kuzey Kutbu'nun Altında: Wilkins - Ellsworth Denizaltı Seferi) adlı bir kitap bile yayınladı. Ama tüm bunlara rağmen hala yeterince para toplayamadı. Büyük bir desteğe ihtiyacı vardı ve bu yolculuğu bir medya sansasyonuna çevirerek bu desteği alabilirdi: Böyle bir haber gazete için servet kazandırırdı. Bunun için sansasyon yaratmakta yetenekli ve o zamanlarda ABD’nin en büyük gazete zinciri ve medya şirketini kuran gazete yayıncısı ve politikacı William Randolph Hearst’le bir anlaşma yaptı: Hearst, bu seferin haberleri yayınlamak için ayrıcalıklı telif hakları alacak, karşılığında da Wilkins’e fon sağlayarak seferin giderleri karşılayacaktı.

William Randolph Hearst

Graf Zeppelin Hava Gemisi

Kamunun ilgisini daha da artırmak için Hearst, Wilkins’in hedefe varış anını Graf Zeppelin devasa hava gemisiyle kayıt altına alacak, böylece Kuzey Kutbun kapıları hem havadan hem de denizden açılmış gibi olacaktı. Wilkins bunu başarırsa ek olarak $150.000 ödül da alacaktı.

Wilkins, seferi için Nautilus denizaltısı kullanacaktı. I. Dünya Savaşın teknolojisiyle tasarlanmış ve kutup seferi için ünlü deniz mühendisi Simon Lake tarafından modifiye edilmişti.

Nautilus Denizaltının Modeli

Deniz Mühendisi Simon Lake
Denizaltının burnu ağır çelik tabakalar, beton ve hidrolik darbe emici aletiyle desteklendi ki buzullarla çarpışmanın vereceği zararı azalsın. Tavana kızak ayaklar ekledi ki yukarıdan buzullarla çarparlarsa denizaltı kayar ve tavana verilecek hasar da azalacak.

Hidrolik Darbe Emici

Kızak ayaklarıyla denizaltı buzulların altında kayarak gider

Ayrıca, böyle bir çarpışmaya önlem olarak buzullarla aradaki mesafeyi korumak bir hidrolik kılavuz kolu da ekledi (kol buzullara çarparsa denizaltıya uyarı sinyali gönderir).

Hidrolik kılavuz koluyla mesafe koruyabilirler

Nautilus günler boyunca deniz altında kalabilse de, havasını yenilemek ve bataryasını şarj etmek için yüzeye çıkması gerektiği için Lake, buzu 20 metreye kadar delecek bir takım delme makineleri de icat etti.

Buzu delerek yüzeye çıkabilirler

Ayrıca, ekibin denize aletler bırakmak ve dalgıç göndermek için Lake, orijinal torpido tüplerinin yerine basınçlı bir dalgıç odası ekledi. I. Dünya Savaşı'nda savaşmak için tasarlanan Nautilus, şimdi doğaya karşı savaşacaktı.

16 Mart 1931'de yolculuğun son hazırlıkları tamamlanırken Wilkins, gazetecilere poz verirken aslında endişeliydi. Denizaltının birçok özelliğinin gereksiz, hatta tehlikeli olmasından korkuyordu: Kızak ayakları ve buz delme makineleri ile ilgili kaygıları vardı. Ayrıca darbe emicinin yanlışlıkla buzda sıkışırsa denizaltı buzulların altında mahsur kalabilirdi. Buzun altındayken neresinde delik açacağını kestirmek için Wilkins, denizaltıya bir fotoelektrik cihazı eklemek istiyordu (buzu tarayarak neresinde daha ince olduğunu bulabileceklerdi), ama Lake kabul etmedi. Wilkins denizaltıyı sadece kiraladı ve tadilat konusunda son söz sahibi Simon Lake’tir. Wilkins durumu kabullenmekten başka şansı yoktu, ama daha yola açılmadan bile sorunlar baş göstermişti ve tamirat için denizaltının sık sık limana dönmesi gerekirdi.

Yeni araçlar icat etmek ayrı, onları eski bir denizaltıya yerleştirmek ise apayrı bir sorundu. Wilkins’ın en büyük korkusu gerçekleşti ve buz delme makinesi denemede çalışmadı, ve sorunu çözmek için ayrı bir mühendis firması çağrıldı. Haftalar aylara dönüştü ve Wilkins artan baskıyı hissediyordu: Eğer denizaltı planlandığı gibi hava gemisiyle kutupta karşılaşacak ise zaman çok değerliydi. Haziran ayına varınca Wilkins’ın sabrı tükendi ve mekanik sorunlara aldırış etmeden denize açılmak için emir verdi.

Atlantik Okyanusta ilerlemek meşakkatliydi. Denizaltı okyanusun sert dalgalarıyla savrulurken, içindeki ekip durumun vahimliği anladı:

Tuvaletin kapısı yoktu
Denizaltı zaten insanı klostrofobik edecek kadar küçüktü, şimdi yolculuk için onca malzemeyi alınca ortam daha da küçüldü. 20 adam için sadece bir tuvalet vardı, o da iki dizel motorun arasında açık bir alandaydı. Ekip gün boyunca ayakta durmak zorundaydı, çünkü oturacak yer yoktu, ve nöbetleşerek paylaştıkları birkaç yatak ise az rahatlıyordu. Neredeyse herkes denizden bulanıyordu ve pompalardan biri bozulunca lağım suyu, yağ ve kusmuk ekibin ayaklarına kadar geliyordu.
    Wilkins, yolculuğun ilerleyişinin güncellemeleri an be an radyo mesajlarla ABD’ye gönderiyordu. Ancak denizaltı yoluna devam ettikçe durum daha da kötüleşiyordu: Bir arıza yüzünden motorlardan biri arızalandı ve denizaltı çok yavaş bir şekilde ilerliyordu, ve denize açıldıktan bir hafta sonra radyo yayını kesildi. Günlerdir ekibe ve denizaltıya neler olduğunu kimsenin haberi yoktu, sonra bir savaş gemisi, denizaltıdan Mors alfabesiyle gönderilen yardım sinyali aldı ve onu planlanan rotadan 1,000 km uzakta denizde sürüklenirken buldu. Motorların ikisi bozulmuş ve bataryalar tükenmişti. Şimdi Wilkins, savaş gemisinin denizaltıyı kıyıya kadar çekmenin utancına katlanmak zorundaydı. Daha da kötüsü, ekipten 4 kişi ayrıldı ve denizaltının yine önemli tamiratlara ihtiyacı vardı, ama gereken parçalar ABD’den haftalar sonra gelecekti, bu da Wilkins hava gemisiyle karşılaşamayacağı için büyük ödülü kaçırdığı anlamına geliyordu.

Medya da yolculuğu alaya alan başlıklar yazarak Wilkins’ın aleyhine döndü. Denizaltı çalışmıyordu, ekibin morali bozuldu ve kış da yaklaşıyordu. Tüm bu olanlar yüzünden Wilkins büyük bir baskı altındaydı. Başka biri olsaydı vazgeçerdi, ama aylar gecikmiş olmasına rağmen, 28 Temmuz’da denizaltı sonunda kuzeye yola çıkmak için emir verdi. Denizaltıda hâlâ sorunlar vardı, fakat ekip yoldayken tamir işlerine alışmıştı ve büyük sorunlar planlanmış duraklarda tamir ediliyordu.

Kutupta bilimsel
örnekler toplanıtken
19 Ağustos’ta ilk buz kütlesine ulaştılar. Kutlamak için ekibe mola verildi, ve bilimsel örnekler toplamaya başladılar. Bu arada Hearst, Kuzey Kutbu'nun yüzey tabakası altında daha ılık bir su akıntısının hava koşulları tahmin etmek için ne kadar önemli olduğunu anlatmak gibi Wilkins’ın yaptığı önemli keşifleri yayınlıyordu. Bir hafta sonra denizaltı diğer araçların varamadığı 82 derece kuzeye ulaştı. Wilkins başaracak gibi görünüyordu, ancak aslında durumlar göründüğü gibi değildi.

Wilkins yine sadece güzel şeyleri söylüyordu, ama aslında ekip bitkin, donuyor ve sürekli hastaydı. Denizaltıda ısıtma sistem ya da izole tabakası yoktu, yemek zehirlenme vakaları yüksek ve borulardaki lehimden kaynaklanan kurşun nedeniyle ekip daha da fenalaştı. Böyle şartlarda kutbun yolculuğuna devam etmek çok tehlikeliydi ve Wilkins hariç herkes eve dönmek istiyordu.

Paneller yok oldu
22 Ağustos’ta Wilkins buzulların altına dalma emri verdi, fakat denizaltının dalması ve yüzeye çıkmasını sağlayan dümeni çalışmadı. Sorunu öğrenmek için bir dalgıç gönderildi ve dümenin yok olduğunu bilgilendirdi. Kimse fark etmeden
düşmüş ya da ekip seferi iptal etmek amacıyla denizaltıya zarar vermiş de olabilirdi. Artık Hearst bile Wilkins’in geri dönmesi için açıkça çağırıyordu, ancak gönderilen gizli bir mesajda Wilkins’e yola devam etmesi gerektiği, yoksa aralarındaki anlaşmayı bozarak seferin giderleri karşılamayacağını tehdit ettiğini söyleniyor - bu durumda herşeyin bedeli Wilkins kendi cebinden karşılayacaktı. Şimdi Wilkins zor bir karar vermek zorundaydı: Eve dönerse her şey boşa gidecek ve borç altında ezilecekti, ama yola devam ederse herkesin hayatını tehlikeye atacaktı.

Sonunda Wilkins kararını verdi: Denizaltının safralarını doldurarak ve buzun altında adeta sürükleyerek denizaltının batmasını zorlayacaktı. Kızak ayaklarının buzullarla sürtüşmesinin çıkardığı gürültü denizaltı parçalanıyormuş gibi her yerde yankılanıyordu. Bu koşullarda kutba varmak imkânsızdı, ama Wilkins aklını kaçırmış gibi kendini ispat etmeye çalışıyordu. Birkaç kilometre ilerledikten sonra Wilkins buz delenleri denemek için durdu. Saatlerce çabaladılar, ama Lake’ın icat ettiği delme makinesi sürekli bozuluyordu ve sadece bir-iki metere kadar buz deldiler. 6 Eylül’de herkesin dört gözle beklediği haberi geldi: Wilkins seferi iptal etti.

Kutup seferinden önce Wilkins, Kuzey ve Güney kutupları anlamamıza büyük katkıları olduğu için 20. yüzyılın en büyük keşiflerinden biri olarak görülüyordu, fakat o seferin başarısızlığı yüzünden maddi olarak mahvoldu ve ününü kaybetti. Artık yeni seferler için fon bulmakta zorlanıyordu.

USS Skate denizaltısı
Kuzaey Kutup'ta
Ayrıca, Wilkins gerçekten bu kadar mesafe kat edip etmediğini bir tartışma konusu da oldu, çünkü bunu kanıtlayan güvenilir kayıtlar yoktu ve denizaltının navigasyon sistemi de güvenilir değildi. 30 Kasım 1958’de Wilkins vefat ettikten sonra USS Skate denizaltısı, Wilkins’in külleri Kuzey Kutbu’nda savurarak Wilkins’in son dileklerini yerine getirdi. Orijinal Nautilus ise tamir edilemeyecek kadar hasar aldığı için kasıtlı bir şekilde Norveç deniz kıyısının dışında batırıldı.

Kutbu tamamen geçmekse ancak 1985'te aynı adı taşıyan USS Nautilus denizaltıyla gerçekleşecekti. Nükleer güç kaynağı olan USS Nautilus, tek seferde haftalar boyunca deniz altında kalabilirdi ve seferi tamamladığında büyük bir coşkuyla karşılandı.

USS Nautilus denizaltısı karşılarken

7 Yaşındaki Yumurcak, Evinin Bahçesinde 140 Milyon Yıllık Fosiller Buldu!

   Arkeoloji ve paleontoloji alanlarındaki birçok önemli buluşlar tamamen tesad bulundu: İnsanlar bahçe/arazi işlerle uğraşırken birden ayak...